3000 yıllık "Şifa Tableti"

Tarih öncesi çağlardan günümüze, insanoğlu var gücüyle hayata tutunmaya çalışıyor. Her koşula rağmen varlığını sürdürme içgüdüsü, bilinmeyene karşı duyduğu o büyük korkuya galip geliyor.Hastalıklarla, doğal felaketlerle savaşabilmek,attığı her adımda onu bekleyen tehlikelere karşı koyabilmek için büyük bir mücadele veriyor.
Bugün, bu savaşta onu destekleyen sayısız araç var elinde...Yeryüzünün en akıllı yaratığı insanoğlu, doğaya ve çevreye hükmediyor.Oysa uygarlık serüveninin ilk döneminde, dua etmekten, tanrılara yakarmaktan başka bir şey gelmiyordu elinden...Bazen şifalı bitkilerden, bazen de kabartma resimler ve yazılarla bezediği sihirli şifa tabletlerinden medet umuyordu.
Lamastu'ya karşı şifa tableti
Mezopotamyalılara en çok korku veren kötü ruhlardan biri de Lamastu...
Lamastu'nun dişi bir "kötü ruh" olduğuna,özellikle bebeklere zarar vermeye çalıştığına inanılmış hep...Asurlular'a göre, Lamastu bebek bekleyen annelerin karnına yedi kez dokunmaya çalışır ve bunu başarabilirse bebek hastalanarak ya da doğduktan hemen sonra ölürmüş.
Arkeologların, ilk Sümer yerleşimi olarak bilinen Uruk antik kenti kalıntıları arasında bulduğu tabletlerden biri de Lamastu'ya karşı yapılmış sihirli bir şifa tableti.
M.Ö. 1000 yılına tarihlenen bu tablet, tıbbındoğup geliştiği Mezopotamya topraklarında bulunan tıpla ilgili olarak ilk belgelerden biri olarak kabul ediliyor. Tabletin bir yüzünde Lamastu korkutucu biçimde ellerini kaldırmış, bir başına oturuyor.Diğer yüzde ise,yatağa uzanmış bir hastanın rahip/doktorun duaları ve büyüleri ile kendisine saldıran hayvan başlı bir cinden kurtuluşu betimleniyor.
Asklepios'dan Lokman Hekim'e köklü gelenek
Sayısız uygarlığa kapılarını açan Anadolu ve Mezopotamya'da atılan tıp biliminin temelleri, zaman içinde komşu uygarlıklara yayıldı. Tarımla uğraşan toplumlarda şifalı otlarla tedavi, savaşçı toplumlarda ise bıçakla cerrahi müdahele gelişti. Doğu ve batı arasında bir kültür köprüsü oluşturan bu topraklar, elinde yılanlı asası ile resmedilen sağlık tanrısı Asklepios'tan tıp biliminin kurucusu Hipokrat'a ve Lokman Hekim'e, tıpla ilgili pek çok efsane ve gerçeği göğsünde büyüttü, modern tıbbın hizmetine sundu.