Kubad Abad Çinilerinin Dünyası...

Bir ortaçağ kazısında ortaya çıkan değerli yapı kalıntıları, bizleri bilgiye ve sanata değer veren Selçuklular dünyasının kapılarını aralamaya itiyor.
Selçuklular sanıldığı gibi ilk kez yerleşik düzene giren ve tüm kent kültürü biçim ve değerlerini Anadolu'daki yerli birikimde hazır bulan ve bununla yetinen bir göçebe topluluğu değil; medrese, han, cami, anıtkabir, belli kurum türleri ve bunları barındıran anıtsal yapı tipleri geliştiren; içinde yer aldıkları yeni çevre koşullarına göre, "çeşitleme" niteliğinde çağının başlıca gelişmiş kozmopolit toplumlarından biriydiler.
Selçuklu sultanları bilgiye ve sanata çok değer veren, ününü duyduğu bilgin sanatçıları uzak ülkelerden davet edip, onları en güzel şekilde ağırlamaya değer veren, dolayısı ile doğu ile batıyı birbirine yaklaştırarak yeni bir kültür ortamı yaratmışlardı. Selçuklu sarayı birçok felsefe, bilim ve edebiyat ustasını desteklemiş, Moğol istilasından kaçıp kendilerine sığınan Bizanslı, İranlı,Orta Asyalı, Kafkasyalı, Ermeni, Gürcü, Çinli vb. nice etnik sanatçıya kapılarını açarak bu sanatçılara birçok eser yaptırmışlardır.
Anamas dağlarının eteklerinde, Beyşehir gölünün güneybatı kıyısındaki cennet bölgede küçük bir alüvyon ovasının göle doğru çıkan kayalık tepesinde yer alan Kubad Abad , bugünkü Türkiye'nin temellerini atan, doğu ile batıyı birbirine yaklaştırarak yeni bir kültür yaratan Selçukluların büyük sultanı Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır.
Selçuklu sanatında yalnızca saraylarda kullanılan ve mimariye renk katan zengin figürlü çinilere Kubad Abad'da da rastlanmıştır. Bu çiniler Selçuklu sanatının estetiğini ve dinamizmini oluşturmuşlardır.
Tarih maceralarına Orta Asya'dan başlayan ve devamlı batıya akan gelişmelerinde başka uygarlıklardan farklı olarak şehircilik, mimarlık ve dolayısı ile saray sanatı deneyimleri yaşayan Selçuklular; su konularında da gelişmiş bir duyarlılık göstererek soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, külhan gibi bölümleri bulunan hamamlar inşa etmişler ve bu hamamların duvarlarını yıldız çinilerle bezemişlerdi. Çinilerin üzerinde "Türk Oturuşu" diye adlandırılan bağdaş kuran insan figürlerinin yanında balık, siren, tavuskuşu, çift ejder, grifon, çift başlı kartal gibi motifler de bulunurdu. Çinilerin üzerlerindeki simgeler, Selçuklular'daki kültür birleşmesinin en önemli göstergesiydi.
Sıraltı tekniği ile krem rengi zemin üzerine yapılan, sekizgen, yıldız biçimli; firuze renkli siyah desenli, eşine az rastlanır çiniler adaletin, hoşgörünün sembolleriydi. Devletlerine ve topraklarına şans getirdiklerinden, Selçuklular bu çinilerin kendi topraklarında, kendilerinden sonra gelen insanlara uğur getireceğine inanıyorlardı.
Oğuzların kınık boyundan gelen Selçuklular mimarisi çağının çok ötesinde bir devlet olarak tarihe isimlerini kazımakla kalmıyor, yarattıkları çiniler de Selçuklu yaşam biçimini ve onların din, dil, ırk ayrımı yapmadan değişik kültürlerin sentezinden oluşturdukları hoşgörülü dünyasını bize birşeyler anlatmak istercesine gözler önüne seriyorlar.