
Geçmişten Günümüze Suya Verilen Değer
Tarih boyunca tüm medeniyetler "su"yu, önemli ve değerli bir kaynak olarak gördü, korumak ve kullanmak için çeşitli yollar denedi.
Günümüzde ise su, doğal bir kaynak olmaktan çıkıp, korunması gereken bir varlık haline dönüştü.
M.Ö. 658 yılında kurulan ve dünyanın en eski şehirlerinden biri olan İstanbul, Roma İmparatorluğu döneminde bilinen en eski su tesislerine kavuştu. Bu dönemdeki yapılar; su yolları, kanallar ve su toplama havuzlarından oluşuyordu. Şehre uzak kaynaklardan kanallarla taşınıp getirilen suların, yüksek yerlerdeki su havuzlarında ve taksimlerde toplanarak kanallarla, sarnıçlara, evlere ve çeşmelere dağıtıldığı sanılıyor.
Bizanslılar ise Roma devrinden kalan su isalelerine fazla bir şey eklemedi. Şehre su getiren yolların çeşitli akınlarla ve zamanın etkisiyle zarar görmesinden sonra, şehrin su ihtiyacını surlardan bağımsız hale getirmek için, değişik hacimlerde çok sayıda açık ve kapalı sarnıç inşa ettiler.
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'un fethinden sonraki ilk işlerinden biri, şehre su getiren yolları tamir ettirmek oldu. II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim de şehrin su ihtiyacını karşılamaya yönelik yatırımlar yaptı.
İstanbul'un nüfusunun Kanuni Sultan Süleyman döneminde hızla artması, büyük bir su sıkıntısını da beraberinde getirdi. Mevcut su kanalları ve sarnıçlar, ihtiyacı karşılayamaz hale geldi. Kanuni, İstanbul'un su sorununu çözmek için Mimar Sinan'ı görevlendirdi. Büyük olasılıkla dönemin Su Nazırı Hasan Ağa ile birlikte çalışan Mimar Sinan, Roma-Bizans döneminde ve İstanbul'un fethinden sonra yapılan su yollarını inceledi, yeni kaynakları araştırdı.
Mimar Sinan 1555'te bentleri, tünelleri, su yolları, kemerleri, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km'yi aşan Kırkçeşme Su Tesisleri'nin yapımına başladı. Kırkçeşme, Kağıthane Deresi'nin Belgrad Ormanları'ndaki iki ayrı kolunun sularını havuzlarda biriktiriyor ve bu tesisin en önemli eserlerinden biri olan Başhavuz'da birleştirip Eğrikapı mahzenine ulaştırıyordu. Oradan kemerler aracılığıyla şehrin çeşitli semtlerindeki umumi çeşmelere ulaşan su, tüm şehre dağıtılıyordu. Suyun dağıtımının yapıldığı çeşme sayısının 40'ı bulması nedeniyle, tesise "Kırkçeşme Suları" adı verilmişti.
Yapımı 1563'te tamamlanan Kırkçeşme, Mimar Sinan'ın asıl gücünü ve yeteneğini gösterdiği eserlerden biri olarak kabul ediliyor. Tesise 43 milyon akçe harcanması ise suya ve susuzluğa verilen önemi gösteriyor. Kanuni Sultan Süleyman'ın, tesislerin yapımı için dönemin mimarbaşı olan Mimar Sinan'ı görevlendirmesinden önce aralarında geçen diyalog, suya verilen önemin vurgulanmasına güzel bir örnektir.
Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı huzuruna çağırır, der ki:
"Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu ihtiyacını karşılamak için bir şeyler düşünmez misiniz?"
Mimarbaşı der ki:
"Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut suları İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim, ondan sonra size bir cevap veririm."
Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece'den başlayarak kıyıları dolaşır, Beşiktaş'a kadar İstanbul'un kıyılarındaki dereleri ve akan suları tespit eder. "Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir", diye günlerce hesap yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar.
Sultan sorar:
"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün müdür?"
Mimarbaşı cevap verir:
"Belki sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var."
"Nedir o mimarbaşı?"
"Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su gelebilir."
Kanuni'nin cevabı şu olur:
"Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım."
Tarihçi Peçuylu İbrahim'in "büyük hayır işlerinden biri" olarak nitelendirdiği Kırkçeşme, İstanbul'un Osmanlıların eline geçişinden sonra yapılan en kapsamlı su tesisidir ve krokisi halen Topkapı Sarayı'nın III. Ahmet Kütüphanesi'ndedir.
Yaşamımızın yalnızca bir parçası gibi görünen su, gerek dünya gerek bizler için önemi bakımından aslında yaşamın ta kendisidir.
Tarih boyunca tüm medeniyetler için önemini koruyan su, 21. yüzyılı geride bıraktığımız bu günlerde de biz insanoğlu için vazgeçilmez olma özelliğini hiç kaybetmedi. Yaşamımızın her anında ihtiyaç duyduğumuz suyun yeterli ve uygun kalitede olması, ekonomik ve sosyal kalkınmamız için önemli bir kaynak oluşturuyor.
Bu kaynağın değerinin bilincinde olan VitrA, geçmişten günümüze ulaşan değerleri gelecek nesillere miras bırakabilmek amacıyla su ve diğer doğal kaynaklarımızı bilinçli kullanarak, geleceğe yönelik yatırımlar yapıyor ve bu amaçla akıllı ürünler geliştirmeye devam ediyor.