Işık... Varoluşun temel taşlarından birisi... İnsanlığın ulaşamayacağı noktalardan gelen ve bazen de sonsuzluğa giden bir coşku... Yokluğunu hayal bile edemediğimiz, varlığı ise can suyumuz...
Işığı tutmayı başarabilenimiz var mı? Bazen bir mumun ucunda, bazen gökyüzünden dünyaya bakan güneşin yüzünde ışığı görüyor, hissediyoruz. Işığı yakalamak için ateş yakan ilk insandan, modern aydınlatmalarla geceyi gündüze dönüştüren çağımız insanına kadar hepimiz, ışığı yüzyıllardır merakla izliyoruz.
İlkçağlarda temel gereksinimlerini ısı ve ışıktan yararlanarak karşılayabileceğini anlamış insan... Yemeğini pişirmiş, soğuk havalarda ısınmış, gecesini aydınlatmış... Zamanla yeni teknikler geliştirerek ateşi yanında taşıyabileceğini anlamış, reçineli ağaç dallarını taşımış önce, sonra dallara sarılmış kumaşları yakarak meşale yapmış. Taşları oyarak içinde yaktığı yağın ışığını kullanmaya başlamasıyla kandili oluşturmuş. Zamanla da pişmiş toprak, bronz, gümüş, altın ve camdan kandiller yapıp aydınlatma aracı olarak kullanmış.
İlk kandillerin taştan oyulan çanaklar olduğunu, M.Ö. 8000 ve 6000'lerde deniz kabuklarının kandil olarak kullanıldığını öğreniyoruz tarihi kaynaklardan... Bronz çağına gelindiğinde, pişmiş topraktan yapılan çanak şeklindeki kandillerin bir tarafı, içine fitil koyabilmek için dışa doğru bükülmüş, formu son halini almış.
M.Ö. 6. yüzyıldan sonra çarkla kandil yapım tekniği yaygınlaşmış, M.Ö. 3. yüzyıldan itibaren ise kalıp tekniğiyle seri üretime geçilmiş. Ephesos (Efes) ve Knidos (Datça), kandil üretimiyle meşhur olmuş. Bu dönemlerde yapılan kandillerin üzeri, mitolojik kahraman ve tanrıça figürleri, meyve, bitki ve geometrik şekillerle süslenmiş. Zamanla da Hıristiyanlık sembolleri, haçlar, monogramlar kandilleri süslemeye başlamış.
Kullanım amacı ve yeri zaman içinde çeşitlilik gösteren kandiller, klasik dönemde evlerde nişlerin içine, duvara veya tavana zincirlerle asılarak, aydınlatma için kullanılmış. Tapınaklarda, sokakların aydınlatılmasında, madenlerde ve hamamlarda kullanılır hale gelmiş. Kült törenlerinde, sunaklarda yakılmış ve adak olarak sunulmuş.
Roma geleneğinde ise arkadaşlar birbirlerine, üzerinde mutlu bir yıl dileğini ifade eden yazıların bulunduğu özel kandilleri yeni yıl hediyesi olarak vermiş. Yine bu dönemlerde ölen kişinin mezarında kandil yakılması, kişinin sağlığında temsil ettiği düşüncenin yaşatılacağını simgelemiş. M.S. 7. yüzyılda, mumun yaygın olarak kullanılmasıyla kandil kullanımı azalmış. Günümüzde ise artık bir süs eşyası olarak satın alınan kandillerin ilk örnekleri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.
Eczacıbaşı Yapı Grubu olarak, 50 yıllık VitrA markasıyla oluşturduğumuz değerlerin ışığını, gelecek nesillere taşıyacak bir simge olması amacıyla, Anadolu Koleksiyonu'nun 15. ve son parçası olarak, kandili seçtik... VitrA Seramik Sanat Atölyesi'nde sınırlı sayıda üreterek siz değerli dostlarımızla paylaştığımız kandilin, hayatınıza sonsuz ışık tutmasını diliyoruz.
"Anadolu Koleksiyonu 2009" için tıklayınız.